Diyarbakır’da son yıllarda araç sayısının nüfus artışının çok üzerinde yükselmesi, yalnızca ulaşım ve trafik güvenliği açısından değil, hukuk ve yargı sistemi açısından da gelecekte yönetilmesi gereken önemli bir risk alanı oluşturuyor.
Diyarbakır’da 2021 yılında 128 bin 843 olan motorlu kara taşıtı sayısı, 2026 yılının temmuz ayı itibarıyla 198 bin 146’ya yükseldi. Bu rakam, yaklaşık yüzde 53,8’lik bir artışa işaret ediyor. Otomobil sayısında ise 2021-2025 döneminde 54 bin 687’den 89 bin 301’e yükseliş yaşandı. Yaklaşık yüzde 63,3’lük bu artışa karşılık nüfusun aynı dönemde yalnızca yüzde 3,4 oranında artması, kentte araçlaşmanın nüfus artışından çok daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
Araçlaşmadaki bu artış, trafik kazalarına ilişkin verilere de yansıyor. Diyarbakır’da 2021 yılında 11 bin 238 olan toplam trafik kazası sayısı, 2025 yılında 16 bin 865’e yükseldi. Böylece toplam kaza sayısında yaklaşık yüzde 50,1 oranında artış meydana geldi.
2025 yılında kentte 3 bin 696 ölümlü ve yaralanmalı kaza meydana gelirken, 6 bin 53 kişi yaralandı, 109 kişi ise hayatını kaybetti.
Av. Cihat Gökçe, bu tablonun trafik sorununun artık yalnızca belediyecilik veya ulaşım politikası kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, konunun ceza adaleti, hukuk mahkemeleri, sigorta uyuşmazlıkları, tazminat süreçleri ve idari yaptırımlar yönüyle de ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
Trafik yoğunluğu yargıya nasıl yansıyabilir?
Trafikteki yoğunluğun artması, hukuki açıdan birbirini takip eden bir zinciri beraberinde getirebilir.
Daha fazla araç → daha fazla trafik yoğunluğu → daha fazla kural ihlali ve kaza riski → daha fazla idari para cezası ve adli işlem → daha fazla itiraz ve dava → yargı mercilerinin iş yükünün artması.
Trafik kazalarında yaralanma veya ölüm meydana geldiğinde olayın niteliğine göre adli soruşturma ve ceza yargılaması gündeme gelebiliyor. Kazalarda ortaya çıkan maddi ve manevi zararlar ise ayrıca tazminat ve sigorta uyuşmazlıklarına dönüşebiliyor.
Bunun yanında artan araç yoğunluğu; kırmızı ışık, hız, park, şerit, geçiş ve diğer trafik kurallarının ihlal edilmesi sonucunda uygulanan idari yaptırımların sayısını da artırabilecek bir ortam yaratıyor.
Yargının insan, zaman ve teknik kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çeken Gökçe, trafik kaynaklı dosyaların önemli ölçüde artması halinde hâkimlerin, savcıların, adliye personelinin, bilirkişilerin ve ilgili adli birimlerin daha fazla zamanını bu dosyalara ayırmak zorunda kalabileceğini belirtti.
Gökçe, ortaya çıkabilecek yargısal sorunun yalnızca hâkim ve mahkeme sayısı üzerinden ele alınmaması gerektiğini, bilirkişi kapasitesi, adli tıp süreçleri, kolluk incelemeleri, kaza raporlarının hazırlanması ve dijital delillerin değerlendirilmesinin de birlikte planlanması gerektiğini ifade etti.
Çözüm: Trafik politikası ile adalet politikası birlikte planlanmalı
Diyarbakır’da trafik politikası hazırlanırken yalnızca “Yollar yeterli mi?” sorusunun sorulmaması gerektiğini belirten Gökçe, trafik ile adalet arasındaki ilişkinin düzenli veriler üzerinden takip edilmesini önerdi.
Bu kapsamda;
- Kaç kaza meydana geliyor?
- Kaç kişi yaralanıyor?
- Kaç kişi hayatını kaybediyor?
- Kaç trafik ihlali tespit ediliyor?
- Kaç idari para cezası uygulanıyor?
- Bu cezalara kaç itiraz yapılıyor?
- Kaç trafik kazası soruşturmaya dönüşüyor?
- Kaç dosya ceza veya tazminat yargılamasına taşınıyor?
- Bu dosyaların sonuçlanma süreleri ne kadar?
sorularının düzenli olarak takip edilmesi gerektiği vurgulandı.
“Trafik–Adalet Etki Analizi” oluşturulmalı
Gökçe’nin önerileri arasında Diyarbakır özelinde “Trafik–Adalet Etki Analizi” oluşturulması da bulunuyor.
Buna göre her yıl araç sayısı, kaza sayısı, trafik ihlalleri, uygulanan idari para cezaları, trafik cezalarına yapılan itirazlar, trafik kazalarından kaynaklanan soruşturmalar ve davaların birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu yöntemle trafikteki büyümenin adliye üzerindeki gerçek etkisinin somut verilerle ölçülebileceği ve gelecekte ortaya çıkabilecek yargısal iş yükünün önceden öngörülebileceği belirtiliyor.
Kazayı ve ihlali meydana gelmeden önlemek esas alınmalı
Yargının iş yükünü azaltmanın en etkili yollarından birinin, daha fazla mahkeme kurmaktan önce daha az uyuşmazlık meydana gelmesini sağlamak olduğunu ifade eden Gökçe, trafik güvenliği açısından önleyici politikaların önemine dikkat çekti.
Bu kapsamda kaza kara noktalarının belirlenmesi; kavşakların, sinyalizasyon sistemlerinin, yol geometrisinin, aydınlatmanın ve hız düzenlemelerinin yeniden planlanması gerektiği belirtiliyor.
Okul çevreleri ve yaya hareketliliğinin yoğun olduğu bölgelerde de özel trafik güvenliği önlemlerinin alınması öneriliyor.
“Ceza odaklı değil, önleme odaklı sistem kurulmalı”
Trafik yönetiminde hedefin daha fazla trafik cezası kesmek değil, daha az trafik ihlali yapılmasını sağlamak olması gerektiği vurgulanıyor.
Örneğin sürücülerin sürekli yanlış şerit değiştirdiği bir kavşakta yalnızca ceza uygulamak yerine yol çizgilerinin, yönlendirme levhalarının, sinyalizasyonun ve kavşak geometrisinin yeniden düzenlenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bu yaklaşımın yalnızca trafik güvenliğini artırmakla kalmayıp idari ve adli süreçlerin de azalmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
Hatalı idari işlemler yargıya gitmeden ayıklanmalı
Açık maddi hata, yanlış plaka, teknik kayıt problemi veya yetersiz delil gibi durumların, hukuken mümkün olduğu ölçüde idari aşamada hızlı şekilde incelenmesi gerektiği öneriliyor.
Bu tür hataların yargıya taşınmadan önce giderilmesinin, gereksiz itiraz ve dava süreçlerinin önüne geçebileceği ifade ediliyor.
UYAP ve dijital delil altyapısı daha etkin kullanılmalı
Trafik ve idari para cezalarına ilişkin itiraz süreçlerinde dijital altyapının daha etkin kullanılabileceğine dikkat çekiliyor.
Kamera görüntüleri, fotoğraflar, konum bilgileri, tarih ve saat kayıtları, ihlal tutanakları ve diğer delillerin standartlaştırılmış bir sistem içerisinde toplanmasının dosyaların daha hızlı incelenmesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
Bu kapsamda UYAP ve diğer dijital adli altyapıların daha etkin kullanılması öneriliyor.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları genişletilmeli
Trafik kazalarından doğan ve mevzuatın izin verdiği uyuşmazlıklarda uzlaştırma, arabuluculuk ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının etkin şekilde kullanılması da öneriler arasında yer alıyor.
Tarafların anlaşmasının hukuken mümkün olduğu uyuşmazlıkların mahkeme aşamasına taşınmadan çözülebilmesinin, yargı mercilerinin iş yükünün azaltılmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
Sigorta Tahkim Komisyonunun kapasitesi artırılmalı
Trafik kazalarından kaynaklanan sigorta uyuşmazlıkları bakımından Sigorta Tahkim Komisyonunun kapasitesinin artırılması gerektiği belirtiliyor.
Bu kapsamda Sigorta Tahkim Komisyonunda görev alan hesap bilirkişileri ve sigorta hakemlerinin sayısının artırılması için gerekli çalışmaların yapılması öneriliyor.
Süreçlerin daha hızlı ilerlemesi amacıyla ayrıca “takip büroları” kurulması ve bu büroların Sigorta Tahkim Komisyonunda görülen hukuki uyuşmazlıkları aktif şekilde takip etmesi öneriliyor.
Takip bürolarının, dosyalarda yaşanan sorunları düzenli olarak tespit ederek en sık karşılaşılan uyuşmazlık ve gecikme nedenlerine yönelik çözüm önerileri geliştirmesi gerektiği belirtiliyor.
Diyarbakır’da adli trafik verileri ayrı başlıkta izlenmeli
Diyarbakır Adliyesi bakımından trafik kaynaklı soruşturmalar, ceza dosyaları, trafik kaynaklı tazminat uyuşmazlıkları, trafik ve idari para cezalarına yönelik itirazlar ile delil tespiti ve bilirkişi incelemelerinin yıllık olarak ayrı ayrı takip edilmesi öneriliyor.
Bu verilerin düzenli şekilde tutulmasının, trafik kaynaklı yargısal iş yükünün büyüklüğünün ortaya konulmasını sağlayacağı ve ilerleyen yıllarda oluşabilecek iş yükünün önceden öngörülmesine imkân vereceği ifade ediliyor.
Böylece hâkim, savcı, adliye personeli, bilirkişi ve diğer adli kapasite ihtiyaçlarının da daha erken planlanabileceği belirtiliyor.
“Trafik sorunu yalnızca yollar neden tıkanıyor sorusuyla ele alınamaz”
Av. Cihat Gökçe’ye göre Diyarbakır’da trafik sorunu artık yalnızca “Yollar neden tıkanıyor?” sorusuyla ele alınamayacak kadar büyümüş durumda.
Araç sayısının 200 bine yaklaşması, otomobil sayısındaki hızlı artış ve trafik kazalarındaki yükseliş; ulaşım sisteminin yanı sıra kamu güvenliği, sağlık sistemi, sigorta sistemi ve adalet sistemi üzerinde de zincirleme baskı oluşturabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Özellikle araç artışı → trafik yoğunluğu → ihlal ve kaza artışı → idari ceza ve adli süreçler → itiraz ve dava sayısında artış → yargı iş yükünde ilave baskı şeklindeki zincirin önümüzdeki yıllarda dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.
Bu nedenle Diyarbakır’ın trafik sorununun yalnızca belediyenin veya emniyetin sorunu olmadığı; aynı zamanda gelecekteki adalet hizmetlerinin kapasitesini ilgilendiren bir kamu politikası meselesi olduğu ifade ediliyor.
“Önlenen her kaza, yargının da yükünü azaltır”
Gökçe’nin değerlendirmesine göre en doğru çözüm, trafik kaynaklı adli dosyalar arttıktan sonra mahkemelerin kapasitesini artırmak değil; kazaları, ihlalleri ve uyuşmazlıkları daha en başından azaltacak bir ulaşım ve trafik sistemi oluşturmak.
Çünkü trafikte önlenen her kaza yalnızca bir hayatı kurtarmakla kalmıyor; aynı zamanda bir soruşturmanın, bir bilirkişi incelemesinin, bir ceza dosyasının ve muhtemel bir tazminat uyuşmazlığının da oluşmasını engelleyebiliyor.
Bu nedenle Diyarbakır’ın trafik politikasının hedefinin yalnızca “trafiği akıtmak” değil, trafik kaynaklı hukuki ve adli yükü de oluşmadan önlemek olması gerektiği vurgulanıyor.


